Kayseri’de Sessiz Bir Sabah
O sabah, güneş yavaş yavaş Pınarbaşı’ndan Kayseri’nin taş sokaklarına süzülürken ben pencerenin kenarında oturuyordum. Günlük defterim önümde, kalem elimde, ama kelimeler bir türlü dökülmüyordu. Bazen kelimeler yetersiz kalır ya, işte öyle bir andı bu. İçim karma karışıktı; hem heyecan hem hüzün bir arada.
O günün farklı olacağını hissetmiştim. Çünkü sabah haberini aldığımda, klinikte staj yapma fırsatımın kabul edildiğini öğrenmiştim. Ama o fırsatla birlikte, daha önce hiç bilmediğim bir terim de kafama takılmıştı: “hiyalin”. Kelimenin tıbbi anlamını duydum ama tam olarak ne ifade ettiğini bilmiyordum. Beni hem merak sardı hem de garip bir tedirginlik.
Hiyalin Ne Demek?
Klinikte ilk gün, bir patoloji laboratuvarına girdim. Mikroskopların, doku örneklerinin ve cam slaytların arasında kendimi biraz kaybolmuş hissettim. Öğretmenim bir doku örneğini gösterirken şöyle dedi:
— Burası hiyalinleşmiş, yani hücreler normal görünümünü kaybetmiş, cam gibi saydam bir yapı almış.
O an kalbim tuhaf bir şekilde hızlandı. Hiyalin… cam gibi, saydam ama aynı zamanda sert ve donuk. İnsan dokusunun bir çeşit kırılganlığına işaret ediyordu. İçimde bir kıvılcım yandı; hayata, insan bedenine ve o kırılgan yapının ardında saklı olan hikâyelere dair bir merak.
Hikâyelerle Dolu Bir Akşam
Stajın ikinci günüydü. Gün boyunca mikroskop başında oturdum, farklı doku örneklerini inceledim ve hiyalinleşmiş bölgeleri bulmaya çalıştım. Her bulgu, benim için bir anlam ifade ediyordu; adeta bir hikâye anlatıyordu bana. İnsan bedeni bile bana duygularını gösteriyordu, ama sessizce.
Akşam olunca evime döndüm, annem mutfakta çay demliyordu. Onun yanında oturup defterimi açtım ve yazmaya başladım:
“Hiyalin… cam gibi, kırılgan ama dayanıklı bir yapı. İnsan gibi; bazen sertleşiyor, bazen şeffaflaşıyor. Bedenin bir parçası ama ruh gibi bir şeyleri de anlatıyor sanki.”
O akşam gözlerim doldu. Hiyalin, sadece tıbbi bir terim değildi artık; bir insanın kırılganlığını, yaşadığı travmaları ve hayal kırıklıklarını temsil eden bir metafor olmuştu. Benim kendi kırılgan yanlarımı da düşündüm, yaşadığım hayal kırıklıklarını, bastırdığım umutları ve gizli sevinçleri.
Hiyalin ve Ben
Hafta sonu, Kayseri’nin eski mahallelerinden birine yürüyüşe çıktım. Elimde defterim, aklımda mikroskopta gördüğüm o hiyalinleşmiş doku örnekleri… İnsanların yanından geçerken onların da kendi hiyalinleşmiş yanları olduğunu düşündüm. Kim bilir, belki de herkes bir şekilde cam gibi kırılgandı ama yine de hayata direniyordu.
O gün, birkaç küçük sahne yaşandı: Sokakta yaşlı bir teyze köpeğine sarılırken, bir çocuk bisiklet sürerken düştü ama gülerek kalktı, bir kafe sahibi sabahki müşterisine tatlı ikram etti. Hepsi birer hiyalin parçası gibiydi; kırılgan ama anlamlı. İçimde hem bir hayal kırıklığı hem de tarifsiz bir umut vardı.
Duyguların İçindeki Hiyalin
Defterime yazarken fark ettim ki, hiyalin sadece mikroskop altındaki bir durum değil. İnsan kalbinde, ruhunda, ilişkilerinde de var. Bazen kalplerimiz saydamlaşıyor; kendimizi koruyor, bazen de kırılganlaşıyor; dokunulmak, anlaşılmak istiyoruz. Ben de bunu hissediyordum. O anlarda duygularımı saklamam mümkün değildi; sevinçlerimi, endişelerimi ve korkularımı tüm çıplaklığıyla deftere döktüm.
Kayseri’de, kışın soğuk ama güneşli bir gününde, küçük bir odada, bir genç olarak kendimi keşfetmenin tam ortasındaydım. Hiyalin bana bir gerçeği hatırlatmıştı: kırılganlık korkulacak bir şey değil, onu anlamak ve kabullenmek gerek.
Bir Sonraki Sabah ve Yeni Umutlar
Ertesi sabah pencerenin önünde otururken güneşi izledim. Hiyalin artık benim için bir terimden çok daha fazlasıydı. Bedenin bir dili, hayatın kırılgan ama değerli yanlarını anlatan bir sembol olmuştu. Kalbim hala heyecanlı, ama bu sefer biraz daha umut doluydu.
Defterime şöyle yazdım:
“Hiyalin, sadece bir doku durumu değil. İnsan olmak, kırılgan ve saydam olmak demek. Ama yine de hayata direnmek, umut etmek ve sevmek demek.”
O gün, Kayseri’nin taş sokaklarında yürürken, insanlara daha farklı bakmaya başladım. Herkesin kendi hiyalini taşıdığını düşündüm; herkesin kırılgan ve saydam anları var ama yine de hayatla mücadele ediyorlar. Ben de bu hikâyelerin bir parçasıydım ve artık kendi kırılganlığımı saklamam gerekmiyordu.
Hiyalin… Tıpta bir terim, ama hayatımda bir metafor olmuştu.