Urfa’yı Kim Kurtardı? Siyaset Bilimi Perspektifiyle Derin Bir İnceleme
Güç ilişkileri, kurumlar, ideolojiler ve yurttaşlık gibi kavramlar, bir toplumun örgütleniş biçimini ve siyasi kaderini belirler. Tarihi olaylar, bu kavramların pratikte nasıl işlediğini anlamak için en somut örneklerdir. Urfa’nın kurtuluşu da böyledir: yalnızca bir askeri başarı değil, aynı zamanda yerel ve ulusal aktörlerin iktidar, meşruiyet ve katılım süreçleriyle örülü karmaşık bir siyasi mücadeledir. Bu yazıda, “Urfa’yı kim kurtardı?” sorusunu analitik bir çerçevede ele alacağız — lakin bir siyaset bilimci uzmanı olmadan, güç, kurumlar ve yurttaşlık ilişkilerine odaklanan meraklı bir zihnin gözünden.
Olayı anlamak için önce tarihsel bağlamı hatırlamak gerekir: I. Dünya Savaşı’nın ardından Osmanlı Devleti çökmüş, Mondros Mütarekesi’nin koşullarıyla İtilaf Devletleri Osmanlı topraklarını işgal etmeye başlamıştı. Urfa da 24 Mart 1919’da İngilizler tarafından işgal edildi; daha sonra 30 Ekim 1919’da bu İngiliz işgali Fransızlara devredildi. Fransız işgali, yerel halk açısından daha sert ve müdahaleci oldu. Osmanlı İstanbul Hükümeti’nin sessizliği, Urfa’da yerel örgütlenmeye zemin yarattı. Bu örgütlenme 8–9 Şubat 1920 gecesi Yüzbaşı Ali Saib (Ali Saip) Bey’in önderliğinde Fransızlara karşı silahlı direnişe dönüştü ve sonuçta Fransızlar 11 Nisan 1920’de şehri terk etti. Bu süreçte yerel halk, Kuvâ-yı Milliye birlikleri ve aşiret destekleri kritik bir rol oynadı. ([Türkiye Bilimler Akademisi][1])
İktidar ve Meşruiyet: Yerel Mücadeleden Ulusal Sürece
Siyaset bilimi, iktidarın nasıl elde edildiğini ve sürdürüldüğünü inceler. Urfa’nın kurtuluş mücadelesi, yerel iktidar arayışının ulusal direnişle kesiştiği bir noktadır. Fransız işgali, sadece askeri bir müdahale değil aynı zamanda yerel kurumlara doğrudan dış müdahaleydi; bu da işgal güçlerinin kendi meşruiyetini yerel halk nezdinde ciddi şekilde zayıflattı.
Meşruiyet, yalnızca yasalar veya silah gücüyle elde edilmez; bir siyasi aktörün davranışlarının yerel halk tarafından “haklı” ve “adil” kabul edilmesi de gerekir. Fransızların müdahaleleri, yerel hükümet işlerine karışmaları ve belirli grupları (örneğin Ermeni gönüllülerini) ayrıcalıklı konumlara yerleştirmeleri, işgalin meşruiyetini zedeledi ve Urfa’da güçlü bir yerel direniş doğmasına yol açtı. ([Türkiye Bilimler Akademisi][1])
Buna karşılık, Osmanlı İstanbul Hükümeti’nin sessizliği ve yetersiz müdahalesi, ulusal meşruiyet açısından boşluk yarattı. Bu boşluğu yerel aktörler doldurdu; özellikle Mutasarrıf Ali Rıza Bey ve “Onikiler” adlı yerel liderler, Müdafaa‑i Hukuk Cemiyeti bağlamında halkı örgütleyerek yerel bir iktidar odağı oluşturdular. ([Türkiye Bilimler Akademisi][2])
Bu bağlamda Urfa’nın kurtuluşunu tek bir lider veya ordunun başarısı olarak görmek, siyasetin yapısal dinamiklerini görmezden gelmektir. İktidar, yerel örgütlenme, ulusal direniş ve meşruiyet arayışının birlikte ortaya koyduğu bir süreç olarak anlaşılmalıdır.
Kuvâ‑yı Milliye ve Yerel Katılım
Siyaset bilimi bağlamında, katılım kavramı, bireylerin siyasi süreçlere dahil olma düzeyini tanımlar. Urfa’da Fransız işgaline karşı direnişin örgütlenmesinde yerel halkın katılımı, modern yurttaşlık bilincinin erken bir tezahürü olarak görülebilir.
Kuva‑yi Milliye, merkezi bir komuta yapısından ziyade yerel savunma birliklerinin bir araya gelmesiyle oluşmuştur. Urfa’daki bu örgütlenmede birçok aşiret, köylü ve kentliyi kapsayan geniş bir katılım söz konusuydu; bu da direnişi yalnızca askeri değil aynı zamanda toplumsal bir hareket haline getirdi. ([Türkiye Bilimler Akademisi][1])
Siyaset teorisinde katılım yalnızca oy kullanmak ya da örgütlenmek olarak anlaşılmaz; aynı zamanda yerel karar alma süreçlerine doğrudan dahil olmak, kolektif eylemler üretmek ve kendi kaderini tayin etme iradesi göstermek olarak da yorumlanır. Urfa halkının Fransız işgaline karşı verdiği mücadelede bu türden bir katılım dikkate değerdir.
Yurttaşlık, Kimlik ve Toplumsal Düzen
Yurttaşlık, bir kişinin politik topluluğa aidiyet bilincidir. Urfalıların kurtuluş mücadelesi, sadece düşmanı kovma eylemi değil; aynı zamanda yeni bir yurttaşlık bilincinin doğuşunu simgeler. Bu bağlamda soru şudur: Bir ulusun yurttaşları ne zaman “biz” olmayı seçer?
Fransız işgali karşısında yerel halkın ortak bir direnç göstermesi, “bizlik” duygusunu güçlendirdi. Sempozyum gibi ulusal kaynaklarda yer alan değerlendirmeler, Urfa direnişinin bu yönünü vurgular: halkın ulusal hareketle bütünleşmesi ve yerel kimlik ile ulusal amaçların örtüşmesi süreci. ([Türkiye Bilimler Akademisi][1])
Bu örnek, yurttaşlığın salt bir hukuki statüden ibaret olmadığını, toplumsal etkileşim ve ortak amaç için mücadele süreçleriyle örüldüğünü gösterir. Aynı zamanda bu süreç, siyasetin normatif boyutunu da tetikler: Meşruiyet arayışı ile toplumsal düzen arasındaki denge nasıl kurulur?
İdeolojiler ve Siyasi Çatışmalar
İdeoloji, bireylerin ve toplumların politik tercihlerinin temelini oluşturur. Kurtuluş Savaşı bağlamında Urfa, ulusçu ve anti‑emperyalist fikirlerin çarpıştığı bir cepheydi. Fransız işgaline karşı yerel direniş, yalnızca fiili bir mücadele değildi; aynı zamanda emperyalizme karşı bir ideolojik refleks olarak da okunabilir.
Bu çerçevede Urfa’daki ideolojik mücadele, merkezi bir devletin mirasından yerel halkın bağımsızlık beklentisine kadar uzanan geniş bir yelpazeye sahiptir. Bu, siyasetin hem fikirsel hem de pratik boyutlarının nasıl iç içe geçtiğini gösterir.
Kritik Sorular: Derinlemesine Düşünmek
– Bir şehrin kurtuluşunu sadece askeri bir zafer olarak mı, yoksa meşruiyet ve yurttaşlık süreçlerinin bir ürünü olarak mı okumalıyız?
– Yerel örgütlenmeler ulusal siyaseti nasıl şekillendirir?
– Meşruiyet arayışı, siyasi katılım ve toplumsal düzen arasında nasıl bir ilişki vardır?
– Siyasi aktörlerin dış müdahalelere karşı refleksleri, günümüz uluslararası siyaseti açısından ne tür dersler taşır?
Bu sorular, tarihsel olayların sadece geçmiş değil, güncel siyasi düşünce için de ne kadar zengin bir analiz alanı sunduğunu gösterir.
Sonuç: Urfa’yı Kim Kurtardı?
Urfa’yı kurtaran yalnızca bir ordu ya da bir komutan değildir. Urfa, Fransız işgaline karşı verilen mücadelede yerel halkın, Kuvâ‑yi Milliye birliklerinin, aşiretlerin ve yerel liderlerin bir araya gelerek oluşturduğu kolektif iradedir. Bu süreç, meşruiyet, katılım, yurttaşlık ve ideolojilerin birlikte işlendiği bir siyasi drama dönüşmüştür.
Bu bağlamda Urfa’nın kurtuluşu, siyasetin sadece kurumların değil; bireylerin, toplulukların ve ideolojik bakışların etkileşimiyle nasıl şekillendiğinin bir örneğidir. Bir şehrin özgürlüğünü kazanması, aynı zamanda bir toplumun siyasi kimlik ve meşruiyet arayışının da zaferidir. Böylece “Urfa’yı kim kurtardı?” sorusu, cevaplanması gereken bir tarihsel gerçeklikten öte, siyaset biliminin temel kavramlarını sorgulayan bir merceğe dönüşür.
[1]: “Occupation and Liberation of Urfa | Turkish Academy of Sciences”
[2]: “Urfa’nın Occupation İşgali ve and Liberation Kurtuluşu o – TUBA”