Arzuhalci Nasıl Bir Meslek?
Kayseri’nin sokaklarında yürürken, her köşe başında farklı bir hikâye olduğunu hissediyorum. Özellikle Pazar günü öğleden sonraları, caddelerdeki hareketlilik, herkesin bir yere gitmeye çalıştığı o telaş, beni bir zamanlar beni içine çekmiş olan arzuhalci mesleğini düşünmeye zorluyor. Arzuhalci… O kadar tanıdık bir kelime ama içinde o kadar farklı duygular barındırıyor ki, bu mesleği gerçekten anlamadan geçtim yıllarımı.
Çalıştığım Arzuhalci Dükkanında İlk Günüm
İlk kez, daha çocukken, Kayseri’deki o eski arzuhalci dükkânına girdiğimde gözlerimde bir parıltı vardı. Dükkanın içinde, yaşlı bir adam elindeki eski kağıtları karıştırırken, başka bir müşteriyle konuşuyordu. Bir tür huzur vardı orada. Arzuhalci nedir diye merak ediyordum, ama sanırım her şeyin bir adı yoktu o zamanlar. O sadece bir iş, bir mekân, ama bir yandan da kaybolmuş bir dünya gibiydi. Birçok insanın buralardan geçerken fark etmediği bir dünya… O işin içinde olmak, insanlara onların isteklerini, dertlerini, hayallerini yazıya dökmek beni her zaman bir şekilde etkilemişti.
O ilk günden sonra, her hafta birkaç kez o dükkâna gitmeye başladım. Ama işin, sadece kağıt ve mürekkepten ibaret olmadığını anlamak için yıllar geçti. Arzuhalci olmak, bir nevi insanların hayatlarındaki o kaybolan kelimeleri bir araya getirip, onları anlatabilmek demekti.
Arzuhalci Olmak: Kelimelerin Yükü
Bir gün, o dükkanın sahibi olan yaşlı amca, bana mesleği öğretmeye karar verdi. Başlangıçta, gerçekten her şey çok basitti. İnsanlar gelir, dertlerini anlatır, ben de onları kağıda dökerdim. Ama zamanla fark ettim ki, bir arzuhalci olmak, yalnızca kelimeleri yazıya dökmek değilmiş. O kelimeleri duyabilmek, anlamak, insanın derdini hissedebilmek gerekirmiş. İnsanlar bana en hassas, en içten duygularını, bazen çok zorlanarak, bazen tereddütle anlatırken, ben de onlara ses olmaya çalışıyordum. Bu bazen o kadar zor oluyordu ki…
Mesela bir kadının boşanma dilekçesi yazarken, her kelimesinde bir hayatın kırılgan izlerini duyuyordum. Gözlerinden silinmeyen o hüzün, içinde biriktirdiği yılların yükü beni derinden etkiliyordu. O dilekçeyi yazarken, bir yandan kadının hayal kırıklığını, öte yandan da bir tür umut ışığını yazmaya çalışıyordum. Arzuhalci olmak, bazen yalnızca bir imza ya da bir kağıt parçası değil, insanın içindeki acıyı veya umudu şekillendirmek demekti.
Zorluklarla Geçen Günler
Ama zamanla bu mesleğin, düşündüğüm kadar masum ve huzurlu olmadığını fark ettim. Bazı günler, yazdığım dilekçelerin arkasındaki dramları ve yaşamları düşündükçe hayal kırıklığına uğruyordum. Bir işyerinden alınan şikayet dilekçesini yazarken, o adamın içindeki hırsı, öfkeyi, umutsuzluğu hissediyordum. Bir kısım insan hayatında çok büyük adımlar atıyor, bazıları ise hayatları boyunca sadece başkalarına yazılmış kelimelerle varlıklarını sürdürüyorlardı. İnsanların kendi hayatlarını yazdığı o kağıtların içinde kaybolmuş gibiydiler. O anlarda, her şeyin anlamını sorgulamaya başladım.
Ve sonra, bazen bir dilekçenin o kadar basit olduğunu düşündüm ki… Bir dilekçe, sadece birkaç kelime, ama insanların hayatlarını gerçekten değiştirebilir. O kadar derin ve anlamlıydı ki, kelimeler bazen benim de kendimi bulmamı sağlıyordu. İçimden sürekli “Ya ben de bu meslekle ilgili bir şeyler yazmalı mıyım?” diye sorular soruyordum.
Arzuhalci Olmanın Duygusal Yükü
Bir gece, bir genç geldi dükkanımıza. Okulundan alınan disiplin cezası için yazılması gereken bir dilekçe istiyordu. O kadar garip bir duyguydu ki… Genç adamın gözlerindeki pişmanlık, ona neden bunu yazmaya kalktığını sorgulamak için beni zorladı. “Bu bir yazı, bir dilekçe… Ama insanın içindeki pişmanlık, her kelimede yankı buluyor.” dediğimi hatırlıyorum.
Bir meslek, seni bazen içine çeker. Mesleğinle ilgili düşüncelere, hayal kırıklıklarına, umuduna katlanmak zorunda kalırsın. Arzuhalci olmak, sadece başkalarının hayatını yazmak değil, bazen o yazıları kendi içinde hissetmek ve bir anlam çıkarmaktır. O günden sonra, meslekle ilgili birçok duyguyu daha net fark etmeye başladım. Her kelimenin, her dilekçenin bir anlamı vardı, ama bazen bu anlam çok büyük bir yük olabiliyordu.
Sonuç: Arzuhalci Olmak, Bir İçsel Yolculuk
Arzuhalci olmak, hem bir meslek hem de bir içsel yolculuk. Birçok insan için, bu meslek sadece bir yazı yazma işi olabilir. Ama ben, her yazdığım dilekçede insanların hayatına dokunmaya çalışırken, o kelimelerin sadece kağıt üzerinde kalmadığını, içinde yaşadıklarını fark ettim. Bir arzuhalci, her kelimeyi yazarken, her duyguyu hissetmek zorunda kalır. O yüzden bu meslek, sadece bir iş değil, duygusal bir yük taşımak, hayatın içindeki duyguları birleştirmek demektir.
Bazen hayal kırıklığı, bazen umut… Ama her zaman bir anlam arayışı…